
“good day sunshine”
İyi dizi-filmlerin alametidir belki, hangi imgelemle baksan bir şey söyler. Bu dizi de toplumsal imgelemde bir modernizm eleştirisi ya da modernizmin ruh sağlığına saldırısının eleştirisi gibi okunabilir. Daha bireyci bir yerden aile ekseninde bir yaşam öyküsü birim alınarak psikolojik iyi olma hali incelenebilir. Sanatın işlevi, sanat terapisi ve sanatın amacı gibi okumalar da yapılabilir bu dizi üzerinde. Toplumsal cinsiyet, suç ve sapkınlık, politik yozlaşma yine hiç de gömülü olmayan kavramlar. Hemen hepsi için çarpıcı sahneler, birer kaynak olarak duruyor dizide. Muhakkak benim görmediğim başka şeyler de var. Bilhassa sinematografi, alanın kendi imgelemi ve terminolojisi bana uzak.
Erkekliğe aşk mektubu dedim yazımın başlığına. Esas adamımız Vincent’in hayatına konuk oluyoruz. Babası ve oğlu ile kurulan üçgen.. Bu üçgende erkekliğin ve psikolojik sağlamlığın inşası, bir oğlan olmak, bir oğlan büyütmek, bir eş olmak, arzuları olmak, libidinal enerjinin, dehanın ve cinselliğin, insan kadar konunun, kuklalarla oynanan dünyası…
Vincent’in kuklalarla ve oğluyla kurduğu gemici düğümleri ve dehayla örülü bağları.
Vincent ünlü bir kuklacıdır. Dizinin erken evrelerinde 9 yaşındaki oğlu kaybolur. New York’tayız. 1980’ler. Puslu ve kriminal bir hava. Vincent hem oğlunu bulmak hem kötü giden işini toparlamak hem ağırlaşan psikozunu kabullenmek zorundadır. Çünkü herkes için yıkıcı bir adama dönüşür. Yalnızlaşır. Çocuğunu bile gözü önünde tutamayıp kaybeden sorumsuz bir adamdır. Dizinin mottosu da buradan çıkar:
“Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür, kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.”
Dizide beni etkileyen ve bu yazıyı da yazmamın sebebi:
Vincent’in bir çocuk olarak Baba’ya küs gönlü
Vincent’in oğlunu da kendine küstürmesi
ve sonunda oğlundan af dilemesi
babayla hesaplaşması..
Bu tekerrür, bir bakıma kuşaklarca aktarılan travmaların, sevme ve bakım sunma pratiklerinin artık çatlaya çatlaya bir psikozda ve kayıp’ta patlayıp dönüşmeye belki iyileşmeye kapı açması. Dizi bunu gösteriyor işte. Hah!
Birkaç gündür bunu size nasıl anlatacağımı düşünüp bulamıyordum.
Dizide alkolizm, madde bağımlılığı, çocuk cinayetleri gibi sert yanlar var. Bu tip bir içerikle bu dönemde karşılaşmak istemeyenlere duyurulur.
Ana akım izleyiciye hiç de çekilmez gelecek bir dizi değil. Çok gözel. Her şeyiyle. Benedict yine kalplerimizi çalıyor.
İleride başka bir hâl’in gözleriyle tekrar bakıp yazarım size. Bir ara da söyleyin Patrick Melrose’u yazayım.
Şimdi yeter.
“Neden kuklaları bu kadar seviyorsun?
Çünkü bizim söyleyemediklerimizi söylüyorlar.”
