Şiir ve Anlam

Şiir, nesnesini kaynağından tek bir nokta olarak alıp tam geçirgenlikle ileten bir yazı türü değildir. Onu eğip büker, dağıtır, manipüle edebilir, yontar. Şair bunu yapmasa şiir nasıl yıldızlar kadar güzel olabilir! Bir lise fen sorusu gibi, kaynağından gelen noktasal bir ışık engelle karşılaştığında nasıl davranır. Bu engel ifade etmenin olanaksızlığıdır.

Bilimsel ihtiyaçlar, yazı’yı veri kabul ederek kelimeleri değer ve anlam bakımından bir isabet noktasına, bir tek anlam referansına sabitler. En azından verili anda geçerli olabilecek bir kesinlikle iletişim kurmak ister.

Şiir okuruyla beraber yaş alıp büyür..

Şiir ise verili dili ve kullanım biçimlerini bozup yaparak sayısız anlamı çağrışımla şiire getirir. Bu okurun anki kimyasıyla sürekli değişen çok anlamlı bir etki kurar. Şair, şiir ve okur arasındaki canlı alışverişte anlam sürekli olarak türer, yığılır, azalır. Şiir, didaktik bir kesinlikte anlaşılıp tüketilmemiş, okurun anlam dünyasıyla beraber büyüyüp yeni anlam çağrışımları sunabilmiştir.

Dolayısıyla İkinci Yeni vd. şiirimizin “anlamsız”lığı veya “kapalı”lığı bir görme meselesidir. “Sayısız görme, gerçek bir kör’lük yaratıyor.” 6 Bu nedenle şiirde ve sanatta anlam, okurun algı eşiğinin onu bir fenomen olarak karşılayıp tanıyabilmesine bağlıdır. Yani duyumlarımız için geçerli olan eşiğin bir algılama eşiğine taşınmasından söz ediyorum. İzleyicinin algı aralığına girmeyen deneyimleri “anlamsız” veya “meçhul” bulması olağandır.

Sanat emekçisi olarak eserlerle ilişki kurabilen insanların azlığı, toplumsal olarak bu işlerin değerinin ıskalanmasını da olağan kılar. Sanatçı ve sanatsever, neyin neden güzel-anlamlı-değerli olduğuna dair çalışıp görüş geliştirip mücadele vermeli midir, bilmiyorum. Homeros’u, Hoca Nasreddin’i, Yunus Emre’yi günümüze getiren şeyin ne olduğunu söylemek zor.

Tek Anlam – Çok Anlam – Bağıl Anlam

Şiirin bu çok anlamlılığı, sayısız anlama gelebilme potansiyeli, yani bağıl anlam onun bin bir anlamla yoğurulmasından meydana gelen bir imkân değildir. Şair şiiri kurarken cümlelerin altına derin anlamlar, gizli geçitler örmez. Bağıl anlam, tam da anlamı öncelememenin sonucudur. Anlamdansa şiirde dil çalışmak bu potansiyeli ortaya çıkarır.

Şiirde teknikleri ileri götürmek, yeni bir şiiri aramak dil ve biçimle uğraşmayı gerektiriyor. Dilin kullanım alışkanlıklarını sabote etmek; sentaksı bozmak, dildeki yapıyı ya da kelimenin etimolojik yaşamını izleyip tersine mühendislik uygulamak, ritmle düşünmek… Tekniklerin bazen birini kullanmak bazen birkaçını birleştirmek çağrışım olanakları yaratıyor. Bu teknikleri uygulayan şair de yaptığı işten doğan metne bakıp tıpkı okur gibi bu anlamları ve geçitleri keşfediyor. Yani şair de yazmadan önce bunun ne anlama gelebileceğini bilmiyor. Sezgisel bir beklenti içinde yalnız.

Sokratik bir doğurtmaya benzeyen bu yöntem, şiiri ortaya çıkardıkça anlamı düşünmeyi gerektiriyor. Bu noktadan sonra şair, sözlerinin gelebileceği anlamlara -sezdiği ölçüde- izin verir ya da onları saptırır. Bazen sırf bir ses özelliği, bir ritm ihtiyacı ya da bir bent tazeliği duygusu için örgü bozulup anlamdan hızla vazgeçilebilir. Ya da yoldan çıkmış bir cümleyi istenen anlama yakınlaştırmak için şiirsel özelliklerden ödün verilebilir.

Şiir kurma çalışmasında, anlamı nişan alınan bir nokta gibi düşünmeyiz.

Zihnimizde yüzen takım adaları gibi, bazı anlamlar birbirine daha yakın durur, bazıları uzaktır. Gösteririz, saklarız. Böylece şiirde anlam takımyıldızdır. Göğe bakıyorsunuz ve hatta görüyorsunuz diye bu takımyıldızlarını teşhis etmeye kadir değilsiniz.

Bağıl anlam mevzusu, şiirin daima çok kapalı ve ne anlattığı bilinmez bir yazı olacağı anlamına gelmiyor. 1950 ve 60’larda İkinci Yeni Şiiri’nin eleştirilerdeki diğer adı “Anlamsız Şiir’di.” Bugün bırakın anlaşılmamayı okuma sevgisi taşımayan insanlar arasında bile bazısı popüler. Kimin yazdıklarını bilmediği aşk sözlerini paylaşıp duruyorlar medyada. Çünkü şiirin oluşturduğu etki, haber verdiği duygu eğitim gerektirmiyor. Şiir, kendisiyle daha önce ilişki kurmamış kişiler için de sır değildir. Herkes “durma göğe bakalım”1, “iki çay söylemiştik orada biri açık”2 sözlerini biliyor. Bunları Can Yücel’in yazdığını da!

Mutsuzluktan söz etmek istiyorum
Dikey ve yatay mutsuzluktan
Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
sevgim acıyor 3

Turgut Uyar’ın Acıyor şiirinin girişini aldım. Türkçe okuyan her yetişkin için etkilenmesi kolay bir şiir olduğunu düşünüyorum. Ama “dikey ve yatay mutsuzluk” ne anlama geliyor sorusunu kesinlikle cevaplamanın bir yolu yok. Anlamadığını söylemek de bana garip geliyor. “dikey ve yatay”ın çağrıştırdığı matematiksel mekân bir yana, enlem boylam ifadelerine yakınlığındaki coğrafya diğer yana; mutsuzluğu bir duygudan alıp bizi kuşatan mekâna çeviriyor, yer yapıyor bana kalırsa. “Mutsuzluk hissediyoruz.” değil, “Mutsuzluk’ ta yaşıyoruz.” Evde, yatakta, şehirde, İstanbul’da… Yer adı olarak mutsuzluk. Önü arkasıyla düşününce zaten bağlam da anlamı bu çerçeveye kilitliyor.

Yani anlam aslında bu kadarlık bir meseledir. “Şiirde etki” üzerine daha fazla analiz yapsak anlam diye konuştuğumuz birçok şeyin adsız bir dış kümede olduğunu düşünmeye başlayabiliriz. Belki o kümenin adını koymak lazım.

Bunun dışında belki tüm spektrumun en kapalı şiirleri, olaylara gönderme yapan şiirler. Bu şiirleri sindirmek için işaret ettiği tarihsel olaydan haberdar olmaya çalışmak gerekiyor. Ece Ayhan şiirlerinde bu yoğun. Okurluğun birinci gününde sindirilmesi meşakkatli biri. Ancak tat verdiği ve bir arka planı olduğunu sezdirdiği malum. İnsanı kazmaya teşvik ediyor.

Duyduk ki, bir daha
Kuş getirmek sınıfa
İntihar olmuş cezası
Hal ve gidişat tüzüğünde. 

Biz kuşları tutmuyoruz ki
Kapıda koyveriyoruz
Dönüp onlar ceplerimize giriyorlar
N’apalım? 4

Çokanlamlılık ve onu ortaya çıkaran yapısöküm neden önemli?

Çünkü bu bir ifade olanağı. Adsız duyguları, söyleyecek yolunu bulamadığımız halleri, yazı’ya getirebileceğimiz aralıklar sunuyor. Mesela yalnızım demenin yetersiz kaldığı, bin türlü yalnızlıklar vardır. Ama Edip Cansever bir duygunun adı olabilecek karşılıkta bir şiirle geldi:

Ben, yani Yakup, her türlü çağrılmanın olağan şekli
Daha hiç çağrılmadım 5

Şair, balığa çıkar gibi şiirde bu adsız duygulanımları yakalayıp dile getirir. Esasen şiirimiz anlamsızlıkla uğraşmaz, ifade edilmemiş anlamları yakalayıp dile getirmekten tat alır. Buna çalışır. Düz anlatım bu yaşantıları taşıyamadığında, dile getiremediğinde yeni yollar ararız.

İnsanlar çağ içinde hal yaşarız ve şiirde ortaya çıkar. Ama mesela ülkece depresyondayız demek yetmez bunu anlatmaya. İyi bir şiir kitabı aynı zamanda sivil bir sosyoloji ve sosyal psikoloji kitaplarıdır. Patolojinin isim kökü pathos’un duygulanımlar demek olduğunu unutmayalım.

“Nereye vardıysam benden önce bir şair oradaydı.” — Freud

1Turgut Uyar, Göğe Bakma Durağı

2Cemal Süreya, Keşke Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni

3Turgut Uyar, Acıyor

4Ece Ayhan Çağlar, Zambaklı Padişah

5Edip Cansever, Çağrılmayan Yakup

6 İbrahim Metin, İbrahim Efendi Tabletleri Tımarhane Yazıları, s.24