Acı çekiyor olan kimse. Anksiyete ve depresyon üzerine yoğunlaşarak konuşuyorum ama acının ontolojik olarak yaşamın ve istemenin zorunlu özü olduğunu kabul edersek yaşayan herkes acı’dadır.
Acıdan kurtuluş söz konusu değildir. Küçük nefes anları bulabiliriz. Biter. Duygulanımlara (pathos) duyarlı kişiler yaratabilir. Güçlü eserler verecek özveriyi ortaya koymasa da herkes yaratıcı eylemle oyalanabilir.
Yaratma sürecine götüren güdülenmenin cesaret değil korkaklık olduğunu düşünüyorum. Yaşam muharebesinde olma, arzularına gitme korkaklığı.. İzole olmuş kişinin eline kalan biçimlerle kurabildiği etki alanı. Dışa açılan son kapı, yaban adada göğe ve okyanusa işaret ateşi.
Sanatsal üretimin, entelektüel yanları ve bilinçsiz olanı ortaya çıkarma potansiyeliyle yüzleşme işlevi bulunabilir. Acıya dil bulabilir. Fakat hayat dışarıda bir yerdeyse ve ona gidilmiyorsa sanat kaçınmadır.
İzole birey, sevgi, şefkat ve onaylanmadan yoksundur. Libidinal enerjisi sürekli olarak baskılanır. Yaratma eylemi bu bağlamda cesur veya romantik bir başkaldırı değil, bir telafi’dir. Yaşanamayan aşklar, çıkılamayan maceralar, mürekkep olup teselli aranır.
Sanatsal eylem, türünün güçlü eserlerini ortaya koysa da gerçekte bireyin ve toplumun refahında önemli bir fark yaratmaz. Sanatçının asıl ihtiyacı izole bir üretim değil yaşama katılımdır. Bu deneyim daha şiddetli yüzleşmeler ve maruz bırakmalar ihtiva etse de yaşanmak zorundadır. Yaratıcılık bu yüzleşmeyi ancak şöhret getirirse sağlayabilir. Şöhretin ortaya çıkardığı ilişki örüntüleri yaşama katılmayı zaruri hale getirebilir. Bu da piyasa koşullarına uyum sağlamayı gerektiriyor.
Toplumun çıkan eserle karşılaşması ise sanatla ilişki kuran kesimin ve sanat piyasasının dinamikleri arasında, sayısız değişkenin altında ezilen bir ihtimaldir. Kaldı ki geniş kitlelere ulaşan eserlerin bile refaha etki edecek dönüşümlere yol açtığını söylemek zordur. Bu anlamda sanatsal eylem, bir tedavi yöntemi olarak etkisiz olduğu kadar başkaldırı olarak da etkisizdir.
Toplumsal refaha etki etmek ve fark yaratmak da yaratıcı eylemle değil toplumda özne haline gelebilecek statüler için mücadele etmekle mümkün olabilir. Sonunda sanat ancak böyle bir mücadeleyi kazanmış öznenin ideal duyarlılığa sahip olmasını sağlamakla ilgili olabilir. Ne var ki sanatçı kimlik, iktidar hırslarını elinin tersiyle itmiş ve sivil kalmayı erdem saymıştır.
Yaşayan herkes nerededir? Elbet’te acı’dadır.
