Anlamak ya da sevmek..
Eleştiri zemini oluşturabilmenin temel ayrımlarından biri bu. Anlamıyor olma kabiliyeti. Bunu aklının ön taraflarında tutmak. Anlama’nın zeka’dan evvel bir emek işi olduğunu, her tür ve konu için bu emeği veremeyeceğini bilmek. Yeni karşılaştığın bir eser, nesne ya da görüş’ü ilişkilenebilecek kadar anlamıyor olduğunu sezmek. Müzikten anlamıyor olmak, bir yandan bazı müziklerden etkileniyor, seviyor olmak, bazılarını sevmiyor olmak… Gerçekte tür için hangi parçanın iyi veya önemli olduğu sizin yetkinliğinizde değildir. Dolayısıyla müzik emekçisi olmayan birinin bir müziği iyi olarak değerlendirmesiyle kötü olarak değerlendirmesi, etik açıdan birdir, hadsizliktir.
Sonunda burada müziği ya da müzisyeni ilgilendiren bir durum yok. Varsa da o durum tüketicinin seviyesiyle ilgili derdidir. Karşılıksız kalmaktır.
Herhangi bir işi üst seviyede yapan birini görürseniz sosyal alanda bu saygıyı beklemekten vazgeçmiş, yılgın bir sessizliğe gömülmüş olduğunu görebilirsiniz. Ya da hak ettiği değeri savunmak için tepki gösterip kibirli ve antipatik davranışlar sergileyebilir. Saygı gösterme kapasitesinin bulunduğu bir grupta hiçbir sanatçının ya da farklı türden bir emekçinin böyle bir mücadeleye girmesine gerek kalmaz, nihayet kendi olabilir. Eserinin ya da kendinin değerini korumak, kişinin sanata ve varoluşuna saygısının bir parçasıdır. Değerli olanın niteliksizin seline kapılıp değersizleştirmesinin önünde durur. Nehirde ayaklarını toprağa saplayıp akıntıya direnen taş, doğası gereği eriyip gidecektir. Lakin nehir de orada bir taş olduğunu öğrenir. Ve nehrin yatağını yine bu taşlar değiştirir.
Hakikatte bir sorun yok, her şey yolunda.
Gerçekte herhangi bir konuda on bin saat emek vermiş birinin, kitleye karşı azınlıkta kalması ve anlam dünyasının başkalaşması kaçınılmaz. Uzmanların da ilgisini farklı şeylere verdiğini düşünürsek, iyi bir sanatçının görülmüş hissetmesi, karşılaşmak epey zor. Herkesin aklını farklı bir şeye bileylediği, kitleninse tüketimle meşgul olduğu ortamda, kitleye ait olmayan hiçbir şey güvende ve sarılmış sayılmaz.
Buradaki temel çelişki belki de sanatçıların görülmeyi en çok arzulayan insanlar olması.
Kendi doğasına ait bir şeyi doğurup insanların beğenisine sunan kişi, eninde sonunda sevilmek, takdir edilmek, anlaşılmak gibi insani ihtiyaçlarını sanatını ortaya koyarak karşılamak istiyor. Bir ilgi çekme yolu olarak sanat, belki de kitlenin dijital vitrininde en az rağbet gören şey. Vücudunuz, ilişkiniz, mal varlığınız ve tüketiminiz, sanatınızdan açık ara daha fazla ilgi görecektir, görüyor.
Sanatçılar da bu durumda ya popülist eğilimlerle refah kazanmaya çalışıyor ya da üretimine devam ederek onu fark edecek o sevgili azınlığı bekliyor. Sanatta değil ama reklamda popülist davranarak ikisini beraber yapmak da mümkün olabilir. Çünkü herkes idrak edemediği bir şeyi bir yönünden özdeşlik grup sevebilir.
Başa döndüm. Anlamadan sevebilir, sevmeden anlayabiliriz.
Spring Waltz sevmek gibi. Ne oluyor bilmiyorum, ama çok güzel! Önemli olan emekçisi olmadığımız bir alanda notumuzu kendimize saklamak. İktidar alanımız olmadığını bilmek. Sadece ben sevdim ya da sevmedim, bana göre ya da değil diyebilmektir. Hayatta en azından bir şeyi sevebilecek kadar ilişkilenmek lazım. O tür bir sevmenin terbiye etmesini umuyoruz.
