Saraçhane Direnişi 3

Norm’al Doğum Pankartı Hk.

Kaç çocuk yapacağımıza, onu nasıl doğuracağımıza, hangi okullarda, hangi fikirlerle, neye inanarak büyüteceğimize karar vermek isteyen hadsizliğin yeni pankartı.

Sağlık Bakanlığı konunun politik değil, tıbbi bir önerme olduğunu açıklamış. Ha ha!

Söylemi oluşturan diğer beyan parçalarıyla birleştiğinde toplumda inşa edilen “Kadın yoktur, sadece anne vardır. O da affedersiniz normal doğuramıyorsa, aşağılıktır.” mesajıdır. “Vajinal doğum” terimini kullanmayarak yok saymaya dil’de başlayan ve çevresine kadın düşmanlığından örtük bilgiler yerleştiren bu propaganda, her hücresiyle itiraz uyandırıyor.

Otorite, yaygın kullanımın vajinal değil normal olduğunu söyleyebilir. Nitekim “vajinal doğum” deyimi, toplumda “normal doğum”a tercih edilmiyor ise bu baskılanan, kapatılan ve erkin tahakkümü altında ezilen kadın’ın tezahürüdür. Söylenmeyerek kelimelerin altına gizlenen şey yine kadın’dır.

Norm’un, tıbbın yolculuğuyla nasıl yeniden üretildiği Beden Sosyolojisi’nin önemli olgularından biridir. İstatistikler Sezaryen Doğum daha yaygın diyorsa, yeni normal bu olur.

Sezaryen tercihlerinin ne kadarı yaşamı koruma gayreti ne kadarı tüccarlara terk edilmiş sağlık alanının kârlılığı için karın deşmedir? Bunu da bir yerde sormak lazım. Ama özel hastaneleri olan bakanların olduğu bu ülkede, iktidarın sermayeye karşı halkı uyardığını düşünemiyorum. Toplum mühendisliği amaçlıyorlar.

“bir kadın çizeceksin, onun gibi bırakıp gitmeyecek, saklayıp gömeceksin, kimseler sevemeyecek”

Pop Eleştiriler

Toplumsal cinsiyet tartışmaları ve kadın düşmanlığı aklımızın sınırlarını her geçen gün daha fazla aşan meseleler olmakla birlikte, rabarbada günah keçisi futbolcular oldu. Bakanlığın ve federasyonun oraya getirdiği pankartı bir futbolcunun o anda protesto etme imkânı nedir bilmiyoruz. Gerçi anayasa referandumunda ve diğer siyasi süreçlerde AKP’nin saha çalışanı olan “evetçi” futbol yıldızlarının Tayyip abilerini eleştireceklerini sanmıyorum.

Pankartlar incelenirse sürekli olarak iktidarın propaganda aracı olarak kullanıldığı ve her birinin bin ayrı eleştiriye mazhar olduğu görülür. Futbolun siyasal kurumlara hatta doğrudan tektayyip’e teslim olduğu her açıdan gözlenebilir. Federasyon Başkanı seçim süreçleri, büyük ve batık futbol kulüplerimizdeki başkanlık maceraları, vergi affı ve devlet desteği pazarlıkları, Merkez Hakem Kurulu yönetimi, ancak Recep’e biat yoluyla ihya olabilir.

Ezcümle, ataerkinin taşak salladığı yeşil sahalara, iki kelam felsefe okuyamadan çıkarılan milyoner çocukların, aklı selim bir eleştiri yapabilmesinin imkânı varsa da düşünce özgürlüğünün olduğu bir ortamdan söz etmiyoruz.

Ucuz popülizm ekmeğe yağ sürüyor, alamıyoruz. Hem özneyi eleştirmeyen düşmanca sözler ortaya çıktı. Hem iktidar için sıradan bir çarşamba günü olan bu sözler, daha büyük meselelere yönelen tepkileri sağalttı. 19 Mart’la ilgili konuşan herkesi başka bir şeyle meşgul etti. Eleştirileri, Özel’in deyimiyle “Cunta Rejimi”nden çekip, “Ay bu futbolcular ne salak!”a indirgeyerek başka bir hedefe yöneltti.

Kadını doğumhane’ye indirgeyen ve evde, sokakta, tarlada, iş yerinde, canice öldürülmesine izin veren ideoloji, Saraçhane Direnişi’ndeki patlamayı oluşturan en büyük gerilimlerden biridir. Ne yazık ki bazılarımız eleştirilerimizi yarısı Türkçe bilmeyen 11 adama yöneltmekle yetindik.

Bence konunun muhatabını saklayan bir tutum bu. Kurumlara, iktidara yoğunlaşmalı.

Ek: Ben yazıyı yazdıktan birkaç gün sonra Erdoğan, nesinden rahatsız oldunuz bu pankartın gibilerinden konuştu. Demek ki eleştiriler hedefi benim sandığım kadar ıskalamamış, yerine ulaşmış. Sağlık Bakanlığı’nın açıklama yapması da bunu gösteriyor. Ne güzel.