Şiir’de (Her seferimde sanat diye genelleyin madem ahkam kesiyoruz.) neden yeni’yi arıyoruz. Eski neyimize yetmiyor. Eski etkileri çoğaltmak bugün neyi karşılamıyor.
Belki bu giriş kendiliğinden bir şeyler söyledi. Eski, artık bugün’ü karşılayamayan, bugünün yaşamına duyarsız kalan bir şey olmalı. Sanat her neye yarıyorsa, eskimiş bir sanat yeterince yaramıyor. Antika olmuş. Değerli ama bu değer gün’e değil hafıza’ya ait. (Umulmadık bir anda günü gelebilir lakin görevini yapıp rafa döner.)
“Modern toplum kendi mitolojisini üretir.”
Demek ki yeni’yi görev edinmek, ozanın meydan okuması, ayrışması ve kendini kanıtlaması meselesinden ibaret değil. Şiirin -tıpkı mitlerin diğer elemanları gibi- karşılık geldiği bir etki alanı var. Bu alan endüstriyelleşen ya da sivil kalan; tanrıların, gezegen hareketlerinin, adalet istencinin, görülme arzusunun ve insanca her şeyin yarıştığı bir alan. Modern bilimlerin çare olamadığı bir alan. Metafizik. Şarkılardan, tanrılardan ve yüce aşklardan istenen teselli. İnsanın fıtratındaki aczin feveranı.
Şimdilerde psikoloji bu aczi taşımayı öğretmeye çalışıyor terapi odalarında. Âdi halleri de bu aczi hastalık diye tedavi edecek: mutluluk pornosu. Zavallı âdem.
İşte bir öykünün, bir şiirin, artık insana söz söyleyemediği anda, öldüğünü düşünüyorum. Çok tuttuğum bir söz var, Hüsamettin Çetinkaya’nın: “Sanat içerik üretimi değil etki üretimidir.” Bu söz sanat ile bilimi iyi ayırıyor. Uzatmıyorum.
Bugün sürekli ve sayısız olarak yeni hayallere ve yeni felaketlere maruz kaldığımız küçük hayatlarımızda, güzel bir yemek ya da bir bombanın, dostlarla keyifli bir akşam ya da intiharın, küçük farklarla başa geldiği canımızda; insanın avazından çıkamayan, derisinde zona, midesinde bulantı, yüreğinde çarpıntı, zihninde anksiyete yapan o belirsiz toplamın, bir ifadesi olacaktır sanat. Bu yeni durumu da yeni biçimler, yeni tavırlar gösterecektir.
Sanmıyorum günü kapsamayan, en azından kenarından değemeyen bir şey, estetikle gelsin ve etki üretsin.
Sanat galerilerinde potansiyel alıcılarla potansiyel satıcıları bir araya getiren organizasyonların, lüks ve statü düşkünlüğünün, yatırımın, burjuva özlemlerin sanat üretebildiğini düşünmedim. Sanatçının öznel varlığının, özgür aklının yanında, bu alanları toplumun günkü durumuna bağlı sonuçlar diye düşünüyorum. Kişinin cazip olduğunu düşündüğü bir statüde yer tutma gayreti. (Kendini sanatına adayıp yolları mecburen markete düşmüş sanatçıları tenzih ederim.)
Demek ki yeni, yeni durumların duygulanımlarını ve sezgilerini taşıyabilen, adsız anlamlara ad koyabilen, onları pustuğu gölgeden kışkırtıp aşikâr kılan bir şeydir.
“Ben, yani Yakup, her türlü çağrılmanın olağan şekli
Daha hiç çağrılmadım” Edip Cansever
Verili binlerce tür yalnızlıktan açık adresi verilmiş yok sayılma’nın adı: Çağrılmayan Yakup.. Bugün hala yeni bir şiir.
Biçim olarak yeni, başka yazının olsun.
Bir de meta öyküler var. Eskimiyor. Kültür tarihinin ve insanın sabitleri üzerine kurulmuş üst anlatılar. Köklerimiz. Oidipus gibi. Onlar yeni ve eski şeye bir yerinden değiyor.
“Mit insana, çok önemli bir şeyi, evreni anlıyormuşçasına yaşamanın sırrını verir.” Claude Lévi-Strauss, Mit ve Anlam
