Yazmak ya da Gündemi Yazmak

Gündemi yazmak zor. Sanki tüketim dünyasına ait ürünler. Metin, gündelik olayların arkasındaki yapıya dair eleştiriler taşısa, toplum düşüncesi üzerine katkılar yapsa da hızlı akış içinde dönüp bu yazıları bulmak ve okumak zor.

Gündem, memlekette akıl sağlığımızı korumak adına kaçınılması gereken bir şey olarak kabul ediliyor. Hatta durumumuz o kadar kötü ki “TR Simülasyonu” diyerek gerçek oluşunun dayanılmazlığını hafifletmeye çalışıyoruz. İnkâr ediyoruz. Bu tek şansımız olmamalı diye inanıyoruz. Toplum üzerine düşünmeyi bırakmak elimizde olsa bırakırız sanıyorum. Bırakan ya da kapasitesi olmayan var. Ama her dakika üstümüze daha ağır yüklenen bir makinadan soyutlanmak zor.

Bunlar her tarafı. Biraz şair tarafını söyleyelim.

Gündemi yazmanın, bireysel etki alanındaki iyi’yi kovalamaya gayreti var. Umudu muhafaza etmeyi ve katkı sağlamayı amaçlıyor. Bu edebiyatla yetinemeyen bir tutum. Fazlasını yapmak istiyor.

Gündemi yazmak, sıkı bir ritimle mesai yapmayı gerektiriyor. Takip ettiğin veya maruz kaldığın içerikleri anlamlandırman ve anlamlarını en azından birkaç günde bir yazman lazım. Pişme süresini de en aza indirip hızlıca yayınlaman gerek. Olaylar akıyor. Bu şairi idmanlı tutabilir. Başka şeylere ayırdığı vakti yazı ve memleket düşünerek geçirmekse.

Lakin gündem kendi dilini buluyor. Siyaset dünyasının politika, hukuk ve gazetecilik eksenleriyle örülü çerçevesinde metin’in kurulu olan normu şair için köreltici olabilir. O dil, şairi unutturabilir. Öyleyse şairin kendini ihmal etmeden, edebiyattan bir bakış olduğunu kabul edip mevziiyi terk etmeden yazması lazım. Kendini gazeteci ya da akademisyen sanırsa bilimin tutucu izleklerinde sıkışabilir ya da gündelik dil’e alışıp şairliğini yitirebilir.

Düşünce yazıları yazarken dil’i şaşırtmanın nasıl bir önemi olabilir.

Bilmiyorum. Okumayı zorlaştırabilir. Ama herhalde şairin düşünce yazısını da onun kitlesi okur. Tersine koyu gündem, edebi mizaçla ilişki kurulabilir hale gelebilir. Okumayı kolaylaştırabilir. Şiirin gramersöküm tavrı, kelimelere yüklediği yeni çağrışımlar, okurun bilinç akışında haz ile farkındalığın buluştuğu alanlar yaratıp aklın putları için tekinsiz karşılaşmalar doğurabilir. Haber verme’ye, tepki’ye ek olarak, okur hazzı’na ve eleştirel düşünme’ye yeni işlevler..

Bir kere şair, sunulan gerçeklikten şikâyet eden kendi masalını uyduran biri. Bu duyarlılığa denebilir ki sanatçı dünyanın haline dayanmakta fena güçlük çeken onun değişmesini biçare arzulayan kişidir. Gücü değiştirmeye yetmediğinden kendine sığınabileceği yeni dünyalar uydurur. Sanatın fıtratı gereği muhalif olması budur. Bu duyarlığın şiirin dışına taşması, dönüştürücü aklın üretiminde zarif bir pay sahibi olması demektir. Şiir zaten tehlikeli iş.

Sanatçı’nın gündem tartışması sanatın içinde de kalabilir. Politik bir şiir ya da oyun da insanca yaşamanın safını tutabilir, sanat’ın piyasaya veya bireysel kurtuluşlara ait bir çaba olmadığını hatırlatır.

Yine de fazlasını yapmak var.

Gündem’in şiir ve edebiyattan daha büyük bir kitlesi var. Belki sorumluluk bilincinin bir parçası şiirle ulaşamadığın insanlara ulaşmak. Şiir düşünmeyi bilmeyenlerle farklı bir zeminde kolektif düşünmek.

Sonunda bu bir yılmamış olmak meselesidir. İnzivada kendi işine bakmak, toplumsal değişimin yavaş olduğunu kabul edip yüreğini dindirmek, insana ve topluma dair bazı kabulleri cebe koyup kendi yağında kavrulmak da var. Korkuyla yüzleşmemek, konfor alanında kalmak olabilir. Önceden gösterdiğin mücadelenin ve yaptığın fedakarlıkların etkisizliğini görüp vazgeçmek olabilir. Daha fazla bedel ödememek olabilir.

Bir işe yaradığımı sanmak olabilir.